Kader, Kaza ve Cüz-i irade nedir?
Madem
meselemiz kaderdir. O hâlde konumuza geçmeden evvel bazı kelimelerin
anlamlarını bilmek zorundayız. Bu kelimelerden bir tanesi kaderdir.
Kader:
"Cenab-ı Hakk'ın, kâinatta olmuş ve olacak her şeyi, bütün vasıflarıyla,
bütün hâlleriyle ezelde bilmesi ve daha onu yaratmadan önce, her şeyiyle,
levh-i mahfuz denilen kader levhasında yazmış olmasıdır."
Kaza
ise: "Allah'ın bu ezelî yazıyı ve takdiri, icad etmesi ve
yaratmasıdır."
Demek ki kader Allah'ın ilminin bir neticesi, kaza ise
Allah'ın kudretinin bir tecellisidir. Yani Allah ilmiyle yazmış, kudretiyle de
yaratmıştır. Yazı, kaderdir; yaratmak, kazadır.
Mesela bir insanın ne zaman doğacağı ve ne zaman
öleceği önceden takdir edilmiştir. İşte bu takdir, kaderdir. O insanın vakti
geldiğinde doğması ve vakti geldiğinde ölmesi, yani doğum ve ölüm hadiselerinin
yaratılması ise kazadır.
Cüz-i İrade
ise Allah tarafından insana verilen, dilediği gibi hareket edebilme yeteneği ve
seçme serbestliğidir.
Biraz daha bu kavramı açarsak; Allah insana
okuma, yazma, koşma, yemek yeme, içme, oturma gibi birçok kabiliyetler
vermiştir. Bu kabiliyetlerin her birine "külli irade" denilir. Burada
geçen "külli irade" tabirini, Allah'ın külli iradesiyle karıştırmamak
gerekir.
Allah'ın "külli iradesi", Allah'ın
dilediği her şeyi yapabilmesi ve emrinin önüne hiçbir şeyin geçememesidir.
İnsanın "külli iradesi" ise kendisine
verilen yeteneklerdir. İşte insan, o yeteneklerden bir tanesi ile bir işe
yöneldiğinde o "külli irade" artık cüzileşmiş olur. Buradaki
"cüzi" ifadesi, "ufaklık" manasında olmayıp
"belirlilik" manasındadır.
Mesela insanda yemek yeme kabiliyeti vardır. Bu
"külli iradedir." İnsan bu kabiliyeti ile simit yemeğe başladığında
artık bu kabiliyeti cüzileşmiş olur. Artık insan kendindeki külli iradeyi belli
bir yönde kullanmış ve simit yemeğe başlamıştır. İşte buna cüz-i irade denilir. İnsan
burada serbesttir. Simit yiyebileceği gibi, bir haramı yemeği de tercih
edebilir. Zaten onu mesul eden, ona bu tercih yetkisinin verilmesidir.
