Alemin durumu, ictihada müsait değildir.
Nasıl ki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir. Yeni kapıları açmak, hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem nasıl ki büyük bir selin hücumunda, tamir için duvarlarda delikler açmak gark olmağa (boğulmaya) vesiledir. Öyle de, şu münkerat zamanında ve âdât-ı ecânibin (yabancı adetlerin) istilası anında ve bid'aların (dinin aslında olmadığı halde dine sokulmaya çalışılan şeylerin) kesreti (çokluğu) vaktinde ve dalâletin tahribatı hengâmında, ictihad namıyla, kasr-ı İslâmiyetten (İslamın kalesinde) yeni kapılar açıp, duvarlarından muharriblerin (tahrip edicilerin) girmesine vesile olacak delikler açmak, İslâmiyet'e cinayettir. (Said-i Nursi)
Üstadımızın beyan ettiği birinci maniyi şöyle izah edebiliriz:
Kışın, fırtınaların şiddetli olduğu bir hengâmda dar delikler dahi kapatılır ki, fırtınanın zararından muhafaza olunabilsin. Böyle bir durumda yeni kapılar açmak, fırtınanın yapacağı tahribatı kolaylaştıracak ve zararını çoğaltacaktır.
Aynen bunun gibi, bu alem de manevi kışını yaşamaktadır. Efendimizin (sav) gelmesiyle başlayan Asr-ı Saadet baharı, yerini ahir zaman kışına bırakmış; bahar mevsiminin güzelliği kaybolup, şiddetli manevi fırtınalar ortaya çıkmıştır. Ateizm, materyalizm, kominizim ve Darwinizm gibi onlarca belki yüzlerce farklı izimler, felsefi akımlar ve batıl ideolojiler, adeta birer kasırga ve manevi fırtına olarak, iman ve islam kalesini kuşatmaya ve bu kaleye sığınmış ehl-i imana zarar vermeye çalışmaktadır. Hatta bu batıl ideolojilerden bir kısmı, devlet eliyle insanlara zorla kabul ettirilmiş ve o batıl fikirleri ta okul kitaplarına kadar girmiştir.
O halde, onların ehl-i imana ilişmesini önlemek için, İslam kalesinin bütün deliklerini kapamak ve onların saldırdığı yerlerde yığınak yapmak gerekirken; hiçbir fayda ve ihtiyaç olmadığı halde ictihad namıyla yeni yeni kapılar açmak ve ehl-i küfür ve dalaletin, İslam kalesine saldırısını kolaylaştırmak, İslamiyet’e karşı bir cinayet değil de, nedir?
Hem nasıl ki büyük bir selin hücumunda, tamir için duvarlara delikler açmak, boğulmaya vesiledir. Böyle bir zamanda yapılması gereken iş, bütün delikleri tıkamak olmalıdır. Aynen bunun gibi, her yerde işlenen günahlar, sefahatler, bidatlar ve haramlar adeta sel olmuş, ehli imanı boğmaya ve onu manen öldürmeye çalışmaktadır. Eski kavimlerin helakine sebep olan günahların tamamı, neredeyse bir mekanda ve bir gecede işlenmektedir. Günahlar adeta mıknatıs gibi insanları kendine çekmekte, adeta irade elden alınmış gibi kişiler o günahlara koşmaktadır. İşte böyle bir zamanda bu manevi selden kurtulmanın yolu: İslam kalesinin bütün deliklerini kapamak ile mümkündür. Açılacak yeni delikler, ehl-i imanın boğulmasına sebep olacaktır. Ve maalesef, ictihad namıyla bu delikleri açmaya çalışanlar, ilk önce kendilerini boğmuş ve daha sonra da kendilerini takip edenleri aynı kötü akıbete uğratmıştır. Bizler, bu eserin nezahetine hürmeten bu isimleri burada zikretmiyoruz. Zaten ehlince bu kişiler malumdur.
O halde, bu zamanda yapılacak en ehemmiyetli iş: Küfür ve dalalet gibi fırtınaların tahribatından, sefahat ve bidat gibi sellerin zararından ehl-i imanı kurtarmak için, delik açmak yerine, fırtınan ve selin geliş yollarına barikatlar kurmaktır. Madem tehlike iman hakikatlerinin inkarı yönünden gelmektedir, o halde kuvveti buraya verip, delinmesi mümkün olmayan duvarlarda, fıkhi yeni ictihadlar ile delikler açılmamalıdır.
